Nasrullah Gazetesi - Kastamonu HaberleriNasrullah Gazetesi
HV
29 KASIM Salı 22:06

BEYLER BARAJINDAKİ GİZEMLER

Cebrail Keleş
Cebrail Keleş
Giriş Tarihi : 19-11-2022 12:27

Esrarengiz taş ocağı…

İlk çağlardan kalan mağara…

65 milyon yaşındaki en eski Kastamonulu kim ve nerede?

Âşıklar kayası…

Dikkat!

Bu bir tarih/arkeoloji/ ya da ilimizin turizm politikası üzerine hamaset yüklü, sihirli formül içeren yazılarından biri değildir.

Yaşadığı çevreye duyarlı, meraklı bir doğa fotoğrafçısı/amatör bir gezginin gidip gördüğü yerlerdeki izlenimleridir.

Hemen linç etmeye hazırlanan tüm akademisyen, uzman, yetkili, etkili kişilere duyurulur.

Öğünmek gibi olmasın ama adımız Balıkçı Şefe boşa çıkmadı, ilimiz başta olmak üzere olta sallamadığımız tatlı/tuzlu su birikintisi yoktur. Tuttun mu diyen olursa orası biraz karışık. Tuttuklarımdan ziyade kaçırdığım balıkları anlatırım bir ara eğer merak eden olursa.

Balıkçı şef’in günlüğünden…

Önce barajımızı bir tanıyalım sonra anılarımıza geçeriz.

“Beyler Barajı, Devrekâni ilçesinde, İncesu üzerinde sulama amacıyla 1987-1994 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır.

Kaya gövde dolgu tipi olan barajın gövde hacmi 600.000 m³, akarsu yatağından yüksekliği 42,00 m, normal su kotunda göl hacmi 25,00 hm³, normal su kotunda göl alanı 2,30 km²'dir. Baraj 5.137 hektarlık bir alana sulama hizmeti vermektedir.”


Yıllardır bu baraja gelir giderim. O kadar çok anı birikti ki bu baraja doldursam taşar dolu savağından.

Bir kış günü küçücük bir balık yüzünden baraja düştüm mesela. Bereket yanımda Hayati isimli bir arkadaşım vardı da benim hayatımı benim oltamı, bana uzatarak kurtardı.

Balaban dostumla balığa geldiğimizde ilk önce bize olta attırmayıp, diklenen vatandaşı ikna kabiliyeti ile öyle bir motive etti ki öğlene doğru çalıya takılan şamandırayı yüzerek almayı teklif eder oldu.

Aynalı sazan cennetiydi, hiç kalmadı, levrek diye bir yırtıcı balık atıldı barajın dengesi değişti.

Şimdilerde balık çiftlikleri kuruldu. Arada bir haber geliyor ağ yırtılmış diye, haberi duyan oltayı kapıp gidiyor. Hazır yeme alışmış evcil balıkları yakalayıp sosyal medyada boy boy poz veriyorlar.

Konuya dönecek olursak yazın, kışın, bahar da hangi mevsim olursa olsun, ne zaman gelsem yol boyunca bu barajın kurulduğu yerin, tarihinin çok özel olduğunu düşünürüm. İlk olarak Seydiler/Küre yolundan Ödemiş’e döndüğünüzde sizi Kepez’de yarış atları tayları karşılar. Anlaşıldığı üzere buranın özel bir iklimi, habitatının olduğu yüzyıllardır biliniyormuş. Yarış/savaş atlarının kışladığı yer olarak isim yapmış. At ahırlarını az geçince Çerçiler yol ayrımının karşısında bir su kuyusu var müthiş. Su çektikleri eski usul sistem tarihin ilk döneminden bu yana hiç değişmemiş. Daha baraja varmadan tam bir zaman yolculuğu yapıyorsunuz.

Peki, barajda bizi neler bekliyor haydi bir de onlara göz atalım.

Barajın her noktası ayrı bir hikâye/efsane barındırıyor. Bundan yıllar önce Kepez köylü kömürcü lakaplı dayımla bu kayalıklara çıkıp barajı seyrederken bana birçok mistik olay anlatmıştı. Bu kayalıkların eskiden kalan çok büyük uygarlığın bir parçası olduğuna inanıyorlardı. Kim bilir belki de haklıydılar. Tarih sadece kitaplarda yazmıyor, sözlü tarih de çok önemli. Dilden dile anlatılan efsaneler de bu tarihin bir parçası.

Esrarengiz taş ocağı

Elimde olta yine bir gün gezelerken yakında olan ama hiç dikkatimi çekmeyen kayalıkların üstüne çıktım. Tepesinde tek bir çam var. Ne toprak ne su öylesine bir başına barajı seyreden bir ağaç. Seviyorum böyle ağaçları, bir dostum bu fotoğrafı görünce sana benziyor demişti.

Yalnız, iddiasız ve bir başına,

Oturdum çamın gölgesine bıraktım oltamı su kenarına, seyretmeye başladım barajı. İleride hayallerimdeki ev var. Hani balkondan olta atsan suya değecek yakınlıkta olan. En önemlisi de etrafta tek bir ev yok.
Tıpkı o ağaç gibi,

Tıpkı ben gibi.

Gözlerim yükseklerde Ilgaz’ı arıyor, buradan görünür mü acep diye, neden sonra umudu kesip yere bakınca ayaklarımın altındaki kayalar dikkatimi çekiyor. Kayaya oyulmuş kocaman bir D harfine benzeyen bir şekil var. Devrekâni’nin D’si desem çok zorlama bir benzetme olur sanırım.

Çok İlginçmiş diyerek etrafta yürümeye başlıyorum. Her noktasından blok blok taşlar alınmış. Bildiğin taş ocağı.

Kimi taşlar kesilip alınmış, kimi ne hikmetse bırakılmış. Tam tepede bir tane keski kayada kalmış. Çok da eski değil gibi bu keskiye bakarsak.

Yerden değil de dronla yüksekten bakınca çok daha ilginç bir yapı görünümü var. Sadece o tepe değil yakındaki tüm kayalar taş ocağı olmuş. Mermer değil, granit değil, zamanla çok kolay dağılan bir kum taşı. Niye almışlar ince bloklar halinde bilen yok.

Mısır piramitleri kadar olmasa da bizim için de gizemini koruyan bir yapımız oldu diyebilir miyiz?

Üç beş kişi için belki.

İlk çağlardan kalan bir ev/ mağara

Beyler barajının bir diğer gizemli doğal yapısı küçük bir mağarasını sayabiliriz. Herkesin bildiği o pembe renkli villayı geçip de su kenarından (benim düştüğüm kayalıkları) geçince mağarayı görürsünüz.

Öyle ahım şahım sarkıtları dikitleri yok. Hatta mağara bile sayılmaz kovuk diyebiliriz. Fakat şöyle bir ölçüp biçip tartıyorum. O dönemde yaşayan biri olsam bana TOKİ ev yapmayacağına göre başımın çaresine bakmam lazım. Hiç inşaat işine girmeden al işte sana hazır ev.

Mağara suya yakın, önüne bir ateş yak, git ovada geyik avla getir kuyu kebap olmasa da sırık kebabı yap. Ohh mis gibi tatlı hayat.

Şaka bir yana bu mağaranın enine boyuna, özellikle tabanının araştırılmasını çok isterim. Eğer bir yerleşim olduysa yedikleri içtikleri geçmişimiz hakkında çok büyük ipuçları verecektir. Biz eğer kendimiz araştırmaz isek belki de bizden sonra gelenler atalarımız ne yedi ne içti! Diye araştırırlarsa ne bulacaklarını az çok tahmin edebilirim.
Öncelikle bizim alkol tercihlerimiz hakkında etraflıca bilgi sahibi olurlar, çünkü her taraf şişe/kutu dolu.

65 milyon yaşında gurbetteki en eski Kastamonulu hemşerimizi (ülkemizin ilk deniz dinozor fosilini) ana yurduna istiyoruz…

Hacettepe Ünv. Jeoloji Ana bilim dalı Profesörlerinden, Devrekânili bilim insanı, kıymetli hemşerimiz Cemal Tunoğlu 1999 Ağustos ayında müthiş bir keşfe imza atar.

Beyler Barajı çevresinde, ülkemizde bugüne kadar saptanmamış bir fosile ait ilk kalıntıları bulur.

Hocamız o günleri şöyle anlatıyor;

“Gerçekte hiç de yabancı olmadığım bu inceleme alanı, 1991’de tamamladığım doktora tezi sahasıydı ve fosil kalıntıları bulduğum katmanlar 65-70 milyon yıl öncesine ait, Tebeşir Devri olarak nitelendirilen (Mesozoyik Dönem-günümüzden 230-65 milyon yıl) zaman diliminin sonuna aitti.

70 x 30 x 30 cm boyutlarına sahip iri bir kayaç kütlesi içinde gömülü olan bu fosile ait kalıntıları, kayaç kütlesinin birkaç noktasından dışarı doğru çıkıntı yapan ve kemik dokusunu ifade eden malzemenin gözlemlenmesi üzerine şüphelenerek kayacı kırmaya başladım. Çekici kayaca vurdukça, kayaçta oluşan ve kayacın uzun eksenine paralel uzanan çatlak, kayaç kütlesi içindeki hazinenin ilk ipuçlarını veriyordu. Birkaç dakika sonra kayaç bloğu ikiye bölündüğünde inanılmaz bir manzara ile karşılaştım; 60-70 cm uzunluğunda bir kemik ve bu kemikten uzanan 10-12 cm uzunluğunda bir dizi uzun, sivri, parçalayıcı dişler. İnanılmaz derecede heyecanlandım, biliyordum ki bu kayaçlar 60-70 milyon yıl öncesine aitti ve o dönem dinozorların yeryüzünden yok olduğu bir dönemdi ve bu iri çene kemiği ile iri dişler o dönemden bir canlıya ait olmalıydı.”

Barajın en büyük balığını Cemal hocamız yakalamış…

Bizim balıkçılar camiasında kimin tuttuğu balık en büyük diye tatlı atışmalar yaşanırken, aslında bilseler bu barajdaki en büyük balığı Cemal hocamız yakalamış üstelik de karada, taşın içinde. Adına pek dilim dönmese de bir heykelinin beyler barajına yapılması iyi olurdu.

Mosasaurlar aslında Reptil (sürüngenler) grubundan olup, Santoniyen-Maastrihtiyen (65-70 milyon yıl öncesi) döneminde yaşamış canlılardır ve ilk kez 1770-1780 yıllarında Dr. K. Hoffman tarafından Hollanda’da bulunmuştur. Günümüze kadar bulunan en küçük Mosasaur 3-3.5 metre uzunluğunda iken, en irisi ülkemizde de saptanmış olan Mosasaurushoffmanni, 17.5 metre uzunluğunda olup, sadece kafa uzunluğu 1.5 metreye yakındır ve kara dinozorlarından meşhur Tyrannosaurusrex ile eşit boyuttadır.”

Ülkemizin/ilimizin/Devrekâni/Beyler Barajının dünya bilim literatürüne katkısı olan bu fosil şimdi Ankara’da hocamızın üniversitesinde sergileniyor.

Ülkemizden çıkan ve dünyanın çeşitli yerlerinde bulunan eserlerimizi ülkemize getirmek için oldukça önemli çalışmalar yapıyoruz ya, aklıma aynısını ilimizde bulunan ama Ankara’da gurbette olan hemşerimizi ata yurduna döndürmek için bir proje mi başlatsak.

Hocama bu fosilin diğer tarafları nerede diye sordum. Baraj inşaatı sırasında parçaların alınıp bir yerlere döküldüğünü artık bulmanın çok zor olduğunu dile getirdi.

Eminim ki Cemal Tunoğlu hocamız da uygun bir proje olursa destek verecektir.

Ve Balıkçı Şefin Âşıklar kayası…

Bu kayayı ilk gördüğüm anda tutuldum, mıh gibi aklıma çakıldı. Gözüm ayrı gördü, gönlüm ayrı. Her geldiğimde birbirine sarılmış âşıklarım ayrılmışlar mı yoksa diye korkuyla baktığım ilk yer oldu.

Kendimi buldum bu ruhsuz taş parçasında, bu soğuk kayalarda.

Sonsuza kadar sarılan âşıkların öyküsünü yazdım.

Herkesin sadece su birikintisi, balık tutacağı, mangal yapacağı yer olarak gördüğü Beyler barajında Balıkçı şefin gözüne ve objektifine takılanlar bu kadar.

YORUMLAR
Süleyman Yücel 1 hafta önce
Mükemmel bir yazı.Edebi olarak şaheser. Tebrikler Balıkçı Sef. Kalemine ve gönlüne sağlık