Nasrullah Gazetesi - Kastamonu HaberleriNasrullah Gazetesi
HV
28 MAYIS Cumartesi 04:59

Kara Bahtlı Kara Tegin

Cevdet Yakupoğlu
Cevdet Yakupoğlu
Giriş Tarihi : 10-05-2022 10:51

26 Ağustos 1071’de Büyük Selçuklu sultanı Alp Arslan (öl.1072), Malazgirt Zaferi’ni kazandıktan hemen sonra esir Bizans imparatoru Romen Diyojen ile barış antlaşması yapıp onu serbest bırakmıştı. Ancak Diyojen, İstanbul’a ulaşmayı başaramadı ve Bizans tahtını ele geçiren yeni imparator Mikhail Dukas tarafından yakalanarak hapse atıldı, kör edildi ve acılar içerisinde öldü (1072). Dukas bununla da yetinmedi, Alp Arslan’la yapılmış barış antlaşmasını yırtıp attı. Bu eylem, Türklere meydan okuma anlamına geliyordu.

Sultan Alp Arslan, Romen Diyojen’e yapılanları duyunca rivayete göre üzüntüsünden gözyaşı döktü ve intikam yeminleri etti. Çünkü Sultan, Diyojen’i korumasına almış ve onu tekrar İstanbul’da tahta geçireceğine söz vermişti.

Alp Arslan, Bizans’ın yeni imparatoru Dukas’ın sergilediği bu küstah davranışın bedelini ödetmek için Selçuklu Türkmen beylerine Anadolu akınlarına çıkma emri verdi: “(Kumandanlarım!) Romalıların Allah’ı yoktur. Selçuklularla Romalılar arasında imza edilmiş dostluk ve ittifak yemini artık bozulmuş oldu. Bundan sonra aslanlar ve kartallar gibi hücuma geçip bütün Hıristiyan memleketlerine girin; haça tapınan halkları (Bizans savunma birliklerini) kılıçla mahvedin ve onlara merhamet göstermeyin.”

 “Malazgirt Zaferi, Türklere Anadolu’nun kapılarını ardına kadar açtı” şeklindeki yorum ve tespitleri yapan tarihçiler, yukarıdaki slogan cümle ile aslında Alp Arslan’ın emri sonrasında Anadolu’nun yıldırım hızıyla fethine işaret etmişlerdir. Yeni imparatorun siyasi hatası ve kibirli tutumu yüzünden gerçekten de Anadolu’nun kapıları Türklere sonuna kadar açıldı ve akıncı beyleri üç-beş yıl içinde Üsküdar önlerinde ulaştılar. Öyle ki Anadolu’da Türk atlılarının ayaklarının basmadığı yer kalmadı. Bizanslılar Alp Arslan’ın önemsediği barış antlaşmasını bozmanın cezasını Anadolu’yu kaybederek ödediler. Zafer sonrasında Anadolu’da Türkler açısından tablo şu şekilde idi:

  1. Erzurum ve Oltu yörelerinde 1072’de Saltuk Bey öncülüğünde Saltuklu Beyliği,
  2. İznik’te Selçuklu şehzadesi Kutalmışoğlu Süleymanşah liderliğinde 1075’te Türkiye Selçukluları,
  3. Erzincan, Kemah, Divriği dolaylarında Mengücük Gazi eliyle 1080’de Mengücüklü Beyliği,
  4. Tokat, Amasya, Çorum çevrelerinde Dânişmend Gazi tarafından 1080’de Dânişmendli Beyliği,
  5. İzmir dolaylarında Çaka Bey eliyle 1081’de Çaka Beyliği,
  6. Efes civarında Tengrivermiş Bey tarafından 1081’de Tengrivermiş Beyliği,
  7. Bitlis yöresinde Dilmaçoğlu Mehmed Bey önderliğinde 1085’te Dilmaçoğulları Beyliği,
  8. Harput (Elazığ) dolaylarında 1085’te Çubukoğulları Beyliği,
  9. Diyarbakır’da 1098’de Yınaloğulları Beyliği,
  10. Hasankeyf ve Mardin çevrelerinde 1102-1106’da Artuklu Beyliği,
  11. Ahlat-Van dolaylarında Sökmen Bey tarafından 1110’da Sökmenli Beyliği kuruldu.

***

Yukarıda verdiğim ilk Anadolu Türk Beylikleri listesinde bugünkü Batı Karadeniz yöresini kapsayan bir beylik adının geçmemesi bizleri yanıltmasın. Elbette ki bu yörenin de bir Türk fatihi vardır ve ismi de halis muhlis Selçuklu-Türk adıdır: Kara Tegin (Karatekin / Karadiğin).

Alp Arslan ve oğlu Melikşah döneminin bu yiğit kumandanı, Çankırı’dan başlamak üzere Kastamonu ve Sinop’u, ayrıca Amasra, Ereğli gibi sahil kasabaları hariç bugünkü Karabük, Bartın ve Zonguldak yörelerini Bizans’tan fethetmiştir (1080-1085). Bu bağlamda Kara Tegin, aslanlar ve kartallar gibi hareket ederek, Sultan Alp Arslan’ın vasiyetini yerine getirmiş, kibirli Bizans’a pençesini geçirmiştir.

Selçuklu Türkmen beylerinden Artuk ve Dânişmend Gazi’nin silah arkadaşlarından olan Kara Tegin, “Çankırı Fatihi”, “Sinop Fatihi” ve tabii ki de “Kastamonu Fatihi” olarak adını tarihe yazdırmıştır. Bu durumda Kastamonu’nun ilk Türk fatihi Kara Tegin, son fatihi ise meşhur Hüsameddin Çoban Bey (Atabey Gazi) oluyor.

Kara Tegin, Sinop’taki Bizans devlet hazinesine el koyarak gücünü artırmış, neticede Çankırı-Kastamonu-Sinop çevrelerini içine alan bir Türk beyliği kurmuştur. Ancak ne yazıktır ki bu beylik kalıcı olamamıştır. İddialara göre Kara Tegin, o yıllarda Sultan Melikşah’a vergi vermeyip özgürce beylik sürme sevdasına düşmüş, sonrasında Bizans’ın girişimi ve entrikaları sonucunda öldürülmüştür. Diğer görüşe göre Kara Tegin, Bizans veya Haçlılarla yaptığı savaşta şehit düşmüştür. Bizanslılar, Kara Tegin’in ölümünü Tanrı’nın gazabına ve cezasına bağlamışlardır.

“Kara bahtlı” Selçuklu komutanı Kara Tegin’in kabri Çankırı Kalesi üzerindedir ve türbesi ziyarete açıktır. Çankırı halkı bu şehit fatihi unutmamış; üniversiteye, hastaneye ve işyerlerine ismini vererek adını Çankırı’da yaşatmıştır. Doğru olan da budur.

Kara Tegin, Kastamonu tarihinde de derin izler bırakmıştır. Nitekim eski kayıtlarda Kastamonu Sancağı’nın Daday ve Durağan kazalarına bağlı Kara Tegin adlı iki ayrı köy adı mevcuttu. Şimdilerde ise Kastamonu’da Kara Tegin adından eser kalmamış görünüyor. Öyle ki bu fatih Türk beyinin Kastamonu’da her hangi bir yere (okul, işyeri, cadde, sokak, park vb.) adının verildiğine dair bir örnek veremiyoruz. Bu, biz Kastamonuluların bir ayıbıdır.

Kastamonu tarih ve kültürü ile hiç ilgisi olmayan çok sayıda isim tabelaları süslerken, bir babayiğit çıkıp da göğsünü gere gere Kara Tegin (Karatekin) adını bir işyerine verme tenezzülünde bulunmamıştır (inşallah gözden kaçırdığım bir örnek vardır Kastamonu’da!). Şimdiye kadar konferanslarımda bu konuya temas ederek dikkat çekmeye çalıştım ama yeterli olmadı. Umuyorum ki bu yazıyı okuyan bir yetkili veya bir tarih sevdalısı, ümidimi boşa çıkarmayacak, Kastamonu’nun ilk fatihi Kara Tegin’e olan vefa borcunu ödeyecektir.

Hüzünle biten hayat hikâyesine kısaca değindiğim, Kastamonu bölgesinin Türk yurdu olmasında ilk büyük katkıyı sunan Kastamonu fatihi şehit Kara Tegin’i rahmet ve minnetle yâd ediyorum.

YORUMLAR