Nasrullah Gazetesi - Kastamonu HaberleriNasrullah Gazetesi
HV
28 MAYIS Cumartesi 03:35

Kastamonu’muzun Değerleri Sahipsiz mi?

Burhan Baltacı
Burhan Baltacı
Giriş Tarihi : 13-05-2022 11:29

Çok şefkatli pek merhametli Allah’ın adıyla başlıyorum.

Değerli okurlarım,

Kastamonu dışında geçirdiğim öğrencilik yılları ile resmi görevli olduğum zaman zarfında tatiller ve çeşitli sebeplerle memleketimize geldiğimizde, ana babamızın elini öptükten sonra, ilk yaptığımız işlerden birisi -bekli de şehre gelen ve şehirden uzun süreli ayrılacak olan her Kastamonulu gibi- Hz. Pir Şeyh Şa’bân-ı Veli’yi ziyaret etmek olurdu. Bu ziyaretin ardından Gümüşlüce’de metfun Mehmet Feyzi Efendi’nin kabri de ziyaret edilir, çevre mezarlıklarda bulunan hısım akrabalar da dâhil bütün ecdadımıza ve ahirete irtihal eden ölmüşlerimizin ruhuna Fatihalar okunurdu.

Devam eden günlerde çarşıya inme fırsatı yakalanır, önce Yılanlı Dergâhında bulunan Abdülfettâh-ı Velî ziyaret edilir, ardından da Nasrullah Camii’nde bir vakit namazı kılınırdı. Nasrullah Camii’ne girdiğinizde sizi tamamen içine alan manevi bir ortama gark olurdunuz (dalardınız). İstanbul’da üniversite eğitimi görmüş ve devasa büyüklükteki selâtin camilerinde de namaz kılmış birisi olarak samimiyetle şunu ifade edebilirim ki, bu camide içinizi derûnî bir feyiz kaplar, uçsuz bucaksız bir yola girmişçesine, tarihi camilerde kaybolmuşçasına bir hissiyata kapılırdınız. Duvarlar sizi engellemez, aksine duvarlar büyük birer kapı gibi size yeni ufuklar açardı. Kürsüsünde konuşurken yaşadığınız haz ise daha bir başka idi.      

Nasrullah Camii Restorasyonu

Daha sonraları Nasrullah Camii restorasyona alındı. Belli bir süre kapatıldı. Restorasyon “Eski bir yapıda bozulmuş, yıkılmış olan yerleri, bölümleri aslını bozmayacak bir biçimde onarma,” demektir. Bizler de caminin yeniden ibadete açılıp müminlerle buluşmasını beklemeye başladık.

Cami ibadete açıldı. Daha içerisine girmeden dış mekânda modern camdan kapılarla karşılaştık. İçeriye girdiğimizde ise yeni yapılmış bir cami izlenimi uyandıran beyaz sıvalı/boyalı duvarlar. Duvarlardaki süsler, hat levhaları, kubbe altı süsleri kaybolmuş. Sadece minberin üzerindeki en ön orta kubbedeki süslemeler bırakılmış. Sanırım son döneme ait olduğu düşünülerek vaaz kürsüsü alınmış yerine küçük bir kürsü yerleştirilmiş. Caminin daha önce bizlere verdiği ya da hissettirdiği ruhaniyetten eser kalmamış.

Bu duygularımı paylaştığım hemen hemen her Kastamonuludan benzer tepkiler aldım. Yakın çevreme ve konu hakkında fikri olacağını düşündüğüm kimselere sorduğumda, camiin ilk yapılışında olmayan unsurların, sonradan yapılan tezyinatın/süslememelerin, ilave olarak yerleştirilen hat levhalarının camiden kaldırıldığına dair, farklı bilgi ve görüşlerle karşılaştım.

Aklıma bazı sorular takıldı ve bunları cevaplayamadım.

Camideki tezyinat/süsleme kaldırılırken neden ön kubbe altındakiler bırakıldı? Diğer tezyinat da yerli yerinde bırakılsa iyi olmaz mıydı?

Diyanet İslam Ansiklopedisi (DİA) “Caminin içindeki yazılar Kastamonulu hattat Ahmed Şevki Efendi’ye aittir” diyor. Üst katta da eski hat levhaları vardı. Camide sergilenen bu hattatımız ve başka hattatlara ait olan sanat eseri hüsn-i hat levhaları şu anda nerededir? Aldığımız duyumlar, müzede ve Vakıflar Bölge Müdürlüğü deposunda olduğu yönünde idi. Ama son aldığım bilgiler bu eserlerin İstanbul’a götürüldüğü yönünde. Bu eserlerin Nasrullah Camii’nde veya Kastamonu’da kurulacak bir hat müzesinde sergilenmesi gerekmez mi?

Yine DİA’ya göre; XVI. yüzyılın başında Kadı Nasrullah (b. Ya‘kūb) tarafından inşa edilen cami, 1746’da kıble yönüne üç kubbe ilâve edilerek hacmi genişletilmiştir. Bu kubbeler sonradan ilave edilen unsurlar yıkılır mantığına göre, restorasyonda bunları da yıkmak gerekir mi? 1753 yılında Hacı Bedîî Ahmed Ağa tarafından yaptırılan şadırvan da sonradan yapıldığı için yıkılmalı mıdır? Yani sonradan yapılan her bir ekleme yıkılsın mantığı bizi; kubbeler de sonradan, direkler de sonradan, duvarlar da sonradan yapıldı diyerek bomboş bir Nasrullah meydanına kadar geri götürmez mi? Restorasyon bu mudur?

Ben alanın uzmanı değilim. Sadece hislerimi, duygularımı ve sorularımı paylaşıyorum. Herhangi bir bilgiye sahip olmadığım veya bilgilendirilmediğim için okuyucu ile hasbihal ediyorum.

Hz. Pir Camii Restorasyonu

En son Hz. Pir Camii restorasyonu ile karşı karşıyayız. Hz. Pir Camii bazı duvarlarının iki kat olduğu ve yan dış duvarların iç kısmında Fetih Suresinden ayetler yazılı olduğuna dair görseller kamuoyuna yansıdı. Bir anda şehirde ve şehir dışında yaşayan Kastamonulular sosyal medya, mesaj ve telefon yoluyla birbirlerini aramaya ve konu hakkında bilgi edinmeye çalıştırlar. Beni de il içinden ve il dışından pek çok kişi aradı. Cami duvarındaki bu ayetlerin silinmemesi, boyanmaması, kapatılmaması, yok edilmemesi, aslının muhafaza edilmesi yönünde pek çok fikir paylaşıldı.

Bazı dostlara bu konuyu ilettiğimde ilk tepki şu oldu: “Kim paylaşmış bunları?”

Acaba konu, kimin paylaştığı mı, hadisenin kendisi mi?

Bir diğer tepki “Niçin bu sorular ve sorgulamalar oluyor?”

Cevap çok basit. Bizler bilgilendirilmediğimiz için.

Nasrullah Camii’nin yaşadığı akıbeti Hz. Pir Camii yaşamasın diye. Halk endişeli.   

Pazartesi günü yayınlanan Nasrullah Gazetesinde İrfan Salcı Bey’in köşesinde yer verilen görüşlerim şöyle idi. “Nasrullah Camii restorasyonunda hayal kırıklığı yaşayan halkımız Hz. Pir Camii restorasyonunda cami dış duvarları içinde kalan Fetih Suresinden ayetlerin de restorasyona kurban edileceği endişesine kapılmıştır. Restorasyonda cami ve içindeki değerler korunmalıdır. Hem firma yetkilileri ve hem de şehrin bürokratları, siyasetçileri, sivil toplum kuruluşları ve halkı bunu sormalı, sorgulamalı ve sahip çıkmalıdır. Belirli aralıklarla resmi ağızlardan açıklamalar yapılmalı, halkın endişe ve merakları giderilmelidir. Yapılan iş ve işlemlerde açıklık ve bilgi verilebilirlik asıldır.”

Şehrin Değerleri

Değerli okurlarım,

Kastamonu maddi ve manevi değerleri ile temayüz etmiş bir şehirdir. Ruhu olan bir şehirdir. Değerlerine sahip çıkılmalıdır. Camilerine, türbelerine, şadırvanlarına, okullarına, yazma eser kütüphanesine, İstiklal Yoluna, Şerife Bacısına, yaşayan veya üstü kapalı olan her bir değerine sahip çıkılmalı, gün yüzüne çıkmamış değerleri tanıtılmalı, yeni değerler üretilmelidir.

Biz bu milli ve manevi değerlerimizle varız. Biz bu değerlerimizle Kastamonu’yuz. Bunları çekip aldığımızda herhangi bir yerleşim yeri oluruz.

Kastamonu olamayız.

Gönül Erleri/İhtiyarlar

Yakın geçmişimizde Kastamonu’muzun değerlerini koruyan, sahip çıkan, onları geliştirmeye çalışan şehrin gönül erleri, gönüllü erenleri, ihtiyarları vardı. Bunlar hiçbir karşılık beklemeden şehir için çalışır, Ankara’ya dilekçeler verir, bakanlıkların önünde sabahlar, sırf bir değerimiz kaybolmasın, yok olmasın diye aylarını yıllarını feda ederlerdi. Günümüz değer yargıları ile bakarsak, bu faaliyetler boşa kürek çekmek gibi algılansa da, bu emek ve özverili gayretlerle Kastamonu gibi bir emanet, kültürel değerleri ile beraber bize miras kaldı.

Ben her birisi birer değer olan bu şahsiyetlerin büyük bir kısmını tanıdım, konuştum, görüştüm. Kastamonu hakkında neler yaptıklarına bazen şahit oldum; bazen ailemden, yakınlarımdan, akrabalarımdan, çevremden duydum, işittim. 

Akşam oturmaları denilen misafirliklerde bu gönül erlerinin olmaz işleri nasıl oldurduklarını; bürokrasinin imkânsız dediği fakat şehrimizi ihya edeceğine inandıkları işleri nasıl mümkün hale getirdiklerini dinledim. İmam Hatip Lisesi’nin açılması, yağmur suları sebebiyle içine çamur sızmış olan Hz. Pir Türbesinin temizlenmesi, Hz. Pir derneği ve vakfının kurulması, camilerin, dergâhların, türbelerin, çeşmelerin onarılması, daha nice işler. Hatta Kastamonu’dan Ankara’ya kadar yürüme girişimleri…

Allah hepsinden razı olsun. Şimdi bu gönül erleri aramızda değil.

Hasip Yılanlıoğlu vefat etti.

Ahmet Küçükkahveci (Sobacı Hacı) vefat etti.

Cahit Keloğlu (Pideci Cahit) vefat etti.

Enver Eroğlu vefat etti.

Mehmet Yetişken vefat etti.

Necati Çapan vefat etti.

Kemal Pattabanoğlu vefat etti.

Fehmi Ataulusoy vefat etti.

Hacı Hüseyin Eroğlu vefat etti.

Daha niceleri vefat etti.

Klavye başında ilk aklıma gelen bu isimler. Dahası var elbette.

Peki, bunlar vefat etti ise sonraki nesil yaşlanmadı mı, ihtiyarlamadı mı?

Şehrin değerlerinin sahibi yok mu, her şeyi bürokrasiden ve bürokratlardan mı bekleyeceğiz.

Değerli okurlarım,

Artık ihtiyar biziz. Bu satırların yazarı elli yaşın kapısında. Zili çaldı, açılmasını beklemekte. Benim neslim şehrin değerlerini koruma, sahip çıkma, değerlere ve eserlere ne olduğunu sorma ve sorgulama vazifesini üstlenmelidir. Biz yukarıda adını saydığımız her birisi yüce gönüllü olan insanların ardından “biz bu işi onlar gibi yapamayız” dediğimiz için şehre sahip çıkmayı unuttuk. Bu zihni altyapıya sahip; akademiden, iş dünyasından, kamudan, şehrimizden ve şehir dışından onlarca ismi hemen bir çırpıda sayabilirim. Kendilerinin müsaadelerini almadığımdan isimlerini yazamadım.

Bürokrasi - Siyaset

Yukarıdaki satırlarda, “Şehrin değerlerinin sahibi yok mu, her şeyi bürokrasiden ve bürokratlardan mı bekleyeceğiz.” derken laf olsun diye söylemedim. Nasrullah Camii ve Hz. Pir Camii restorasyonunda olduğu gibi, diğer konularda da, konuştuğum bazı dostlarımızdan, “falan bürokrat o konu ile ilgilenir, filan üst düzey yetkili o konunun takipçisi” gibi cümleler duydum. Hatta seçilmişler dahi böyle cümleler kurabilmektedirler.

Değerli okurlarım,

Elbette ki, bürokratlar görevini elinden geldiği kadar yapmaktadır. Ama bir süre şehrimize hizmet eden bu yetkililer belli bir sürenin sonunda başka bir beldeye hizmet vermek üzere buradan ayrılmaktadırlar. Şehre bizim sahip çıkmamız, benimsememiz, şehrin hayatı ile bizim hayatımızı özdeş kabul etmemiz gerekmektedir.

Bize hayat veren bu topraklardır. Bu topraklarda doğduk, bu topraklarda geliştik, büyüdük. Bu toprakların bize verdiği ürünler ile karnımızı doyurduk. Üzerinde oynadık, çamurlara belendik, düştük kafamızı yardık, kanımız bu topraklara aktı.

Bizler de ölünce çoğumuzun tabutu bu memlekette bir caminin önüne gelecek ve bizi bize soracaklar. “Mevtayı nasıl bilirdiniz” diyecekler. Birbirimize hüsn-i şehadet edip “iyi bilirdik” diyeceğiz.

Demem o ki,

Bu şehrin evlatları restorasyonlarda ne olup bittiğini araştırıp sordukları gibi Kastamonu’muzun her değeri hakkında sorma, sorgulama ve olup bitenleri bilme hakkına sahiptirler. Bürokratların, yüklenici firmanın veya sorumlu yetkililerin de “Kim soruyor, niçin soruyor?” demeksizin, en yetkili kişilerce veya resmi ağızlardan milletin/halkın bilgilendirilmesi gerekmektedir.

Kim Soracak/Sorgulayacak

Değerlerimiz hakkında ne olduğunu sormak ve bilgi almayı istemek bu milletin hakkıdır. Bazen kendisi sorar bazen de milletin seçtiği kimseler bu sorgulamayı millet adına yapmalıdır. Yani seçilmişler, şehri atanmışlara teslim etmemelidir. Kendilerini bürokrasinin altında görmemelidirler.    

Oylarımızla seçtiğimiz ve yetki verdiğimiz milletvekillerimiz sormalıdır.

Seçtiğimiz belediye başkanlarımız, belediye ve il genel meclisi üyelerimiz sormalıdır.

Eski bakan ve milletvekillerimiz sormalıdır.

Siyasi partilerimizin il ve ilçe başkanları ile yönetimleri sormalıdır.

Millet adına faaliyet yaptıkları iddiasında oldukları için; sivil toplum kuruluşu denilen, adını burada sayamayacağım kadar fazla olan fakat hiç birisini bir bilgi sorarken göremediğimiz vakıf ve derneklerimizin başkan ve yöneticileri sormalıdır.

Kent konseyi başkan ve üyeleri sormalıdır.

İşçi ve memur sendikalarımızın yöneticileri, binlerce kişiyi temsil ettikleri için sormalıdır.

Basın, yazar ve çizerler sormalıdır.

Akademisyenler sormalıdır.

Ben de bir vatandaş olarak, doğrudan veya dolaylı olarak yukarıda saydığım kanallardan, basın ve yayından vb. haberdar olmak suretiyle bu bilgilere ulaşabilmeliyim.

Kastamonu Kimsesiz Mi?  

Kastamonu kültür ve değerler açısından kimsesiz görünmektedir. Kastamonu’da değerlerimize neler olup bittiğini, yetkili olarak gördüğüm kimseler de dâhil olmak üzere, halk bilmemektedir.

Geçen haftalarda satışa çıkarılan kamuya ait bir arsa hakkında şehirde neredeyse kıyamet koptu. Eleştirenler, bilgi almak isteyenler, bilgi verenler, verilen bilgiyi yetersiz görenler… Basın günlerce bu konuyu işledi. Çok iyi oldu. Elbette sorulacak ve sorgulanacak.

İşte bu arsa gibi bir sorgulamayı, kültürel değerlerimiz için de beklemek hakkımız değil midir? Bu, Kastamonulunun en tabi hakkıdır.

Hz. Pir Camii restorasyonu hakkında oluşan kamuoyu bize bunu göstermiştir. Kastamonu halkı, kültürü ve değerleri hakkında bilgilenmek istemektedir. Yapılmayan ve aksayan çalışmaların ise yapılmasını beklemektedir. Bunları her fırsatta soracağız ve sorgulamaya devam edeceğiz.

İlk Soru

Bir Kastamonulu akademisyen olarak ilk sorumu soruyorum ve net bir cevap bekliyorum.

“Nasrullah Camii restorasyonunda camiden kaldırılan hüsn-i hat levhaları nerededir, akıbeti nedir, Bu kadar yıl geçmesine rağmen neden geri gelmemiştir, Kastamonu’ya getirilecek midir?”

Bugünlük Son Söz

Kastamonulular olarak,

“Öz Yurdumuzda Garip” Olabiliriz Ama

“Öz Vatanımızda, Kastamonu’muzda Parya” OLMAYACAĞIZ.

Sağlıcakla kalın.

YORUMLAR