Nasrullah Gazetesi - Kastamonu HaberleriNasrullah Gazetesi
HV
29 KASIM Salı 20:31

Osmanlı’nın Bu Toprağa Vurulmuş Mührü Nasrullah Kadı Cami

Fazıl Çiftçi
Fazıl Çiftçi
Giriş Tarihi : 18-11-2022 10:41

Cami, Kastamonu merkezinin tam ortasında aynı adla anılan meydandadır. Şehrin adıyla bütünleşmiş, sembol haline gelmiş bir eserdir.

Bakan gözleri okşayan mimari güzelliği ve heybetiyle Osmanlı'nın bu toprağa vurulmuş silinemez bir mührü; şehrin en güzel yerine sahip olması hasebiyle ecdâdın mâbede verdiği değerin bir simgesi ve asırlardır canlılığını muhafaza eden sosyal bir merkezdir.

Tasavvufî kaynaklar ve rivayetlere göre Peygamberimizin doğumundan önce fil senesinde âhir zaman peygamberinin dünyayı şereflendireceği muhtemel yerleri dolaşarak ilim ehli ile görüşmelerde bulunan Selmân-ı Fârisî (ra), şehrin kurucusu olan Kaysü’l Hakem ile burada buluşmuşlardır. 

Selmân-ı Fârisî (ra), burada bir nûr gördü. Önce endişelenip korkan hazret ikinci defa baktığında, ismi Ahmet olan bir resulün geleceğini müjdeleyen kelimeleri görüp bayıldı. Onu yüzüne su dökerek ayıltan Kaysü’l Hakem’le bir mağaraya çekilerek uzun uzun son peygamber hakkında mütalaalarda bulundular. Kırk gün sonunda her ikisi de tevhid inancı üzerinde karar kıldılar.

Çevresinde bulunan medreselerle birlikte ilim ve kültür tarihimizde vazgeçil­mez bir mevkie sahip olan Nasrullah, aynı zamanda ilin en büyük, en mamur ve en çok cemaati olan camiidir.

                                                     ***

Duvarlan kesme taştan yapılmış, çok kubbeli olan camiyi, iki bölüm halinde incelemek daha uygun olacaktır. İlk bölüm son cemaat mahallidir.

Son cemaat mahalli, sekiz tanesi kuzey cephesinde, iki tanesi de yanlarda olmak üzere on adet kare sütun üzerine bina edilmiştir. Taç kapının da üzeri­ne gelen orta kısmı küçük bir kubbe, diğer tarafları ise bu kubbenin her iki yanında sıralanmış altı adet tekne tonoz örtmektedir. 7.25X29.5 Metre olan bu son cemaat mahallinin kıble tarafında iki adet mihrap nişi, iki adet de pencere bulunmaktadır. Pencerelerin söveleri mermerdir.

Son cemaat yerinden cami harîmine açılan kapının söveleri kesme taş, ke­meri ise renkli mermerden geçme tekniği ile yapılmıştır. Kapının hafif kavisli kemeri üzerinde bulunan inşa kitâbesi şöyledir:

“Bismillahirrahmanirrahim. Emerabibinâ-i hâze’lmescidi'lmübareki fî eyyâm-ı devleti’s- Sultânü'1 a’zâmvelhâkânü'l muazzam essultanibnü's sultan Bayezid bin Mehmet Han halledallâhümülkehü. İftihârü’lkudât-ı velhükkamü'ş şer'i mü bînvel ahkâm el Kadı Nasrullah bin Yakup ahsenallâhüavâkıbehâ. Âmin.Çünki tarih oldu işbu camie "hayr-i münîb. Sâhibine iki âlem hayrını ver yâmucîb. 912”

Kitâbede, caminin Sultan II. Bayezid döneminde Nasrullah Kadı tarafından  yaptırıldığı anlatılıp hem padişaha hem de bâniye dua edildikten sonra ya­pılışının, "hayr-i münîb" ibaresindeki harflerin ebcet hesabıyla karşılığı olan 912/1506 tarihine rastladığı belirtilmektedir.
                                        ***

Rivayete göre Kadı, şehir merkezinde yaptırmayı düşündüğü cami için Karabulut Köyü’nde kerpiç kestirip kurumaya bırakmıştı. Oğlu Mehmet Bey merak edip ustalara kerpiçlerin niçin kesildiğini sormuş, onlar da cami yapılacağını söyleyince, "şehrin merkezine kerpiçten cami mi yapılırmış, mademki karar vermiş taştan yaptırsın!" diyerek arkadaşlarıyla birlikte atını kerpiçler üzerine sürerek birçoğunu kullanılamaz hale getirmiştir. Oğlunu haklı bulan Nasrullah Kadı, sağlam kalan kerpiçlerle ecdâdının mezarlarının hemen yanına cami inşâ ettirmiş ve buraya da vakıflar tahsis etmiştir. Camiye, Hacı İsmail Ağa bin Mustafa isimli hayır sahibi tarafından, 1310 hicrî tarihli vakfiye ile 1500 kuruş nakit vakfedilmiştir.

Nasrullah Kadı Cami ilk yapılışında 6 kubbeli olup bugünkü şekline göre ca­miin ortasında kalan kısımdan ibaretti. Daha sonra Reisü’lküttâb Hacı Mus­tafa Efendi tarafından genişletilerek bir kütüp­hane ve bir de medrese ilavesiyle 1159/1746 tarihinde tamir ve ihya edilmiştir. Haziran 1335 tarihli tahsisat bordrosuna göre camide iki imam, iki müezzin, iki kayyım, bir kız mektebi muallimesi ve bir muvakkit olmak üzere toplam dokuz personel görev yapmaktadır.

Buna göre caminin kıble tarafındaki üç kubbe ile sağ tarafta bulunan üç adet tonoz ile örtülü mahfel ve arka mahfellerin bulunduğu kısım aynı tarihte ikinci bâni Hacı Mustafa Efendi tarafından yaptırılmıştır.
                                                             ***

Caminin üzerini örten dokuz adet kubbe, altı tane her kenarı 160 cm. olan kare şekilli dört köşe pâye üzerinde duran kemerlere bindirilmiştir. Batı taraftaki üç tonoz ise mahfelin altında kalan kemerler tarafından desteklenmekte­dir.

Ortada bulunan kubbenin pandantifleri mukarnaslarla, diğer kub­belerin iç yüzeyleri esmaü’l hüsnâ, hülefa-i râşidîn ve aşere-i mübeşşere isimleri ve çeşitli kalem işleriyle süslenmiştir. Yazıların çoğu Kastamonulu meşhur hattat Ahmet Şevki Efendi'nin kaleminden çıkmıştır.

Kapı girişine en yakın sütunun sol tarafında müezzin mahfeli ile kapı duvarı ve sağ duvar boyunca ahşap mahfeller yer almıştır.

1337yılında evkaf komisyonu kararıyla yapılan restorasyonda caminin giriş ve sağ tarafındaki mahfeller yenilenmiş, sağ taraftaki paşa mahfeline parmaklık ilave edilmiş, son cemaat mahallinin saçakları yenilenmiş ve doğu tarafına hâricen istinat duvarı çekilmiştir.

        23x26.60 metre ebadındaki cami hariminin döşemesi ahşaptır. Mihrap, kıble duvarında niş olarak açılmış ve ahşapla kaplanmıştır. Minber ahşap ve basittir. Kapısı kesme tekniği ile işlenmiştir.

Mustafa Özeflanili tara­fından yapılmış olan oyma va'z kürsüsü, ata yadigârı oyma sanatının yaşadığı­nı gösteren nefis bir örnektir. Cami, kubbe gövdesindekilerle birlikte 40 adet pencereden ışık almaktadır. Kıble duvarındaki büyük boy dikdörtgen pencerelerin muhafaza demirleri de kendi alanında bir sanat eseridir.  

  Bazı vakıf kayıtlarında, “merkez-i vilayetin Ayasofya’sı“ diye nitelendirilen camiye halkın verdiği değer, burası ile alakalı vakıf emval ve tahsisatlarda kendisini göstermektedir.
                                                         ***
Haftada iki gün Kur’an-ı Kerim ve tecvit okutulması için Huzuroğlu Hasan Ağa Vakfından aylık 36,5 lira; her gün sabah namazından önce bir cüz Kur’an-ı kerim okunmasına Muharremzâde Vakfından dükkânlar; kendi ve ecdâdınınrûhu için her gün Kur’an-ı Kerim okunmasına Kapıcıbaşı Şa’bân Mehmet Ağa Vakfından nakit; camiin aydınlatılması için Eriboğlu kızı Hatice Hanım Vakfından üç dükkân gelirinin yarısı; her gün camide bir cüz okunup ay sonunda hatim duası yapılmak şartıyla Şükrüefendizâde Sâlim Efendi eşi Necibe Hanım Vakfından bir dükkân; yine camiin doğu tarafındaki vaaz kürsüsünün yanında bulunan pencere önünde her gün öğle namazından önce bir cüz Kur’an-ı Kerim tilaveti için Şem’izâde Hacı Feyzi Efendi eşi Hatipoğlu kızı Şerife Hanım Vakfından 1200 lira nakit; geliri cami görevlilerine tahsis edilmiş,  Mütesellim Ali Ağa’nın akar; her ay bir hatim okunmak suretiyle üç aylarda üç adet hatim okunmasına meşruta Şatıroğlu kızı Ayşe Hanım’ın iki sokak kapılı bir ev ve kandil gecelerinde Kur’an-ı Kerim ve yılda bir defa kendisinin ve geçmişlerinin ruhuna mevlit okunması için Hedanizâde’nin mağaza vakıfları bunlardan bazılarıdır.

Asırlar boyunca camiin her köşesi, her sütunun kenarı bir mektep halinde değerlendirilmiş, tefsir, hadis, kıraat ve ilmihal dersleri, Peygamberimiz, ehl-i beyt, din büyükleri ve vakfedenlerin kendileri ve ecdadının ruhuna ithafenhatm-i şerifler okunması için nakit ve gayr-ı menkul vakıflar tahsis edilmiştir. Hatta camide ders görenler ve hatm-i şerîf okuyanlara su dağıtmak üzere “âb-keş” ve eskiyen kitapların ciltlenmesi için “mücellid-i kütüp” unvanıyla görevliler istihdam edilmiştir.

    Millî Mücadele esnasındaki buhranlı günlerde Anadolu’nun hüznüne de ümitlerine de ortak olmuştur Nasrullahkadı Camii.

İzmir’in işgali üzerine 1920 yılı Mayıs ayının son Cuma günü Müftü Osman Nuri Efendi’nin öncülüğünde Anadolu’daki ilk protesto mitingi Nasrullahkadı Camii ve meydanında yapılmıştır. Kurtuluş meş’alesini tutuşturan feryatlar, dualar buradan yükselmiştir semaya.

Nasrullah, Millî Mücadelenin sembollerinden Millî Şairimiz Akif’e de kucağını açmıştır. Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, gerçekleri anlatmak için 1920 yılı ekim ayında Nasrullah Kadı kürsüsünden halka hitap etmiş, verdiği vaazın metni askerin maneviyatını yükseltmek için kışlalara dağıtılmıştır. Millî şairimiz Kastamonu’da üç ay müddetle kalarak millî mücadelenin önemi hakkında halen mevcut kürsüden vaazlar vererek telkinatta bulunmuş, Sebilü’r-Reşâd Dergisini de burada neşretmiştir.

Nasrullah’ın kubbelerindeki çatlaklar, beş yüz yıldan beri şahit olduğu hüzünlü sahnelerin eseri midir bilinmez ama Kastamonu’nun Nasrullah Kadı’ya hürmeti, Onun da Kastamonu’ya huzur ziyafeti dünya döndükçe devam edecektir.

                                                    ***

Caminin kuzeybatı köşesinde ve muvakkithanenin girişinde bulunan tek şerefeli ve kesme taştan yapılmış olan minare, bugünkü hâliyle 1337 yılında yapılmıştır. Mimar Karabet Kalfa tarafından çizilen projeye göre yaklaşık 34 metre yüksekliğindeki minarenin temelinde yüz yirmi adet meşe kazığı ile Samsun’dan deniz yoluyla variller içinde getirilen 2500 Kg. çimento kullanılmış, gövde taşları da Kıyık Köyü’nden getirilmiştir.

Cami, Kastamonu Vakıflar Bölge Müdürlüğü’nün denetiminde, Güryapı İnşaat’ın sahibi işadamı Hasan Gürsoy tarafından 2016 yılında restore edilmiştir. Kendi memleketinin iftihar kaynağı olan camiyi ihya etmek için hiçbir fedakârlığı esirgemeyen hayır sahibi Gürsoy’un hassasiyeti ekibine de yansımış, Nasrullah, itibarına layık samimi bir çalışmaya sahne olmuştur.

Restorasyonda kubbeler başta olmak üzere binanın her tarafı elden geçirilmiş, soncemaat yeri yeniden tasarlanarak cümle kapısı değiştirilmiş, kuzeydoğu köşesinden hanımlara mahsus yeni bir kapı açılmıştır.

Sütun başları ve duvarlarda mevcut kalem işleri ve bezemeler aslına kavuşturulmuş, harim daha aydınlık ve sade bir hüviyete kavuşturulmuştur.  

Şehrimizi süsleyen bu nadide esere hizmeti geçmiş olan hayır sa­hipleri hakkında Cenab-ı Hakkın rızasını ve tevfikini temenni ederiz.

 

YORUMLAR