Nasrullah Gazetesi - Kastamonu HaberleriNasrullah Gazetesi
HV
29 KASIM Salı 20:15

Sevda Kuşun Kanadında

Sadık Ahmet
Sadık Ahmet
Giriş Tarihi : 22-11-2022 10:40

Sevda kuşun kanadında. Ondandır kuşun her kanat çırpışında sevda divanesini perişan edişi. Tutunduğu yerin kaderidir çileli yaşamak.

Kim bilir Cafer de kuşun kanadına tutkuyla tutunup her çırpınışda yükseklerden düşenlerdendir. Hayal eder, kuşun kanadında yükseklere çıkınca kavuşacağım diye. Sevda hep yükseklerden düşerek yaralanır. Alıcı derler eskiler. Alıcı da kuştur. Kuzgun da kuştur. Farketmez ki sevdanın tutunduğu yer alıcı da olsa kuşun kanadıdır.

Ah sevgi ah, ah sevgi ahh. Bilirim çok masumsun, yükseklere çıkmayı sevmezsin. Gönül penceresinin pervazında sonsuza dek sessizce kapıların açılmasını beklersin. Gönüller ile birebir aynı yaşarsın hayatı. Ağlarken ağlarsın, gülerken gülersin. Onunla çalışır, onunla dolaşırsın. Fazladan hep kucaklamak istersin muhattabını. Üstelik karşılıksız, içinden gelerek yaparsın. Bulaşıcı olup içinde bakteri barındırmayan tek duygudur sevgi.

Yaradanın emri vardır, yaradılanı sevmek üzere. Sevginin sınırı, adedi, seviyesi yokturki. Dağı seversin, dağlayanı seversin. Yolu seversin, yoldakini seversin. Evi seversin, evdekini seversin. Memleketi, memleketlini seversin. Velhasıl insanı seversin.

Allah'ın Resulüne öyle seslenirsin “En sevgili, ey sevgili”

“Sevgi yumaktır” der şair. Gönüllerden gönüllere yuvarlandıkça büyür.

Aileni seversin. Kardeşini seversin. Dersin ki dara düştüklerinde onun yerinde ben olmalıyım. Sessizce ağlar gönül penceresinin pervazında sevgi.

İsyan asla.

Ne yaşanırsa yaşansın, Yaradandandır der sevgi, gönül kıyısında sabreder, omuzlarda ağlalaşır, kucaklaşır. Sonra sıkı sıkı tembih eder, “Artık müsaade etmem. Sen dur, ben yaparım. Sen küçüksün, çile benim hakkım.”   

Ben yaparım, yeter ki gönül penceresinin pervazına tutunduklarımın başına bir şey gelmesin.

***

Zaman mı geçer, zaman durur insan içinden mi geçer bilemiyorum? Zaten umurumda da değil. Önemli olan yolların kiminle, kimlerle, nelerle, nasıl kesiştiği. Kesişmeler "kaza ve kader" in tezahürü değil midir? Ve bu kesişmeler bazen o kadar sert ki çarpışmalar hatta çatışmalar kaçınılmaz hale geliyor. Neticede verdiği acı ve sevinç o derece büyük oluyor. Doğum ne kadar mutlu ederse ölüm katlanarak acı verir. Ayrılık, hastalık, ihanet, iftira gibi bilmem ne bela insan için ise, kavuşma, taktir görme, huzur, sağlık, iyilik gibi hayatın güzel yüzü de sevinç ve mutluluk kaynağıdır. Bütün bunlara kanaatkar olma, sabır gösterme, şükür ve tevekkül etme, inananlar için imanın gereğidir.

Gecenin bilmem kaçı. Müezzin efendi boğazına saba makamına ait nağmeleri yüklemeye başlamıştır bile.

En dokunaklı yerinde "Esselatü hayrün minen nevm" diye yorgana kafasını gömenlere bilmem kaçıncı defa uyarılar gönderecektir. Diyeceksin “Ama çok uykum var, uyku çok tatlı.”

Hayat da böyle değil mi, en mutlu en keyifli anında geliverir seni uyarmaya haberler.

“Hey ahbap uyan, biliyorum canın yanıyor. Çünkü yaşıyorsun.”

Cafer ters ters bakıyor.

-Neler saçmalıyorsun, ağabey diyor.

Kendime geliyorum, yalandan öksürüp bir şeylerle uğraşır numarası yapıyorum.

-Allahın divanesi, beni de kendine benzettin sonunda diye kıvırmaya çalışıyorum...

YORUMLAR